Menü Kapat

Yavuz Sultan Selim Han’ın Çamurlu Kaftan Vasiyetinin Yerine Getirilmesine Vesile Olduk

Mısır Seferi dönüşünde Yavuz Sultan Selim Hân’ın Hocası İbni Kemal Efendinin atından sıçrayan çamurun Sultanın kaftanına isabet etmesi sonucu bir sessizlik olur.

Herkes Sultanın hiddetleneceğini beklerken Yavuz Sultan Selim Han “Vasiyetimdir, Bu kaftan benim vefatımdan sonra sandukama serile, zirâ alimlerin atından sıçrayan çamur bizim için ziynettir, süstür” demiş, böylece ilme ve alimlere ne derece kıymet verdiğini göstermiştir.

Kaftan yaklaşık 485 yıl (yani 1520 den 2005 yılına kadar) kabrinin üzerinde her dönemde muhafaza edilmiştir. Hatta türbelerin kapalı kaldığı uzun yıllar boyunca, 1950 li yıllara kadar bile Yavuz Sultan Selim Türbesinin camlarının kırıldığı, içerisinin kuş yuvası haline geldiği dönemlerde dahi kaftan yine sandukanın üzerinde yer almıştır.

Halk arasında İtalya’da tamir edildiği söylentisi olan ve bizim de müracaat dilekçesinde böyle ifadede bulunduğumuz Kaftan, gerçekte 2005 yılında Dolmabahçe Sarayında tamire alınıp 2006 yılı ortalarında hazır hale getirilmiş ve Türbeler Müdürlüğüne iadesiyle Sultanahmet’ deki depoya kaldırılmıştır.

Birçok kişi ve kurum yerine tekrar konulmasını istediyse de

  • Güvenlik nedeni
  • Nemden bozulma gerekçesi
  • Isıdan etkilenebileceği

sebepleri gerekçe gösterilerek, yerine aslının değil ancak bir kopyasının yani imitasyonunun yapılarak konulabileceği söylenmiştir. Asıl kaftanın ise ileride bir müze yapıldığında orada sergilenebileceği belirtilmiştir.

Manisa Vakfı olarak Yavuz Sultan Selim Hânın aynı hazirede bulunan zevcesi Ayşe Hafsa Sultanın yıkık türbesinin ihyası ile uğraştığımız halk tarafından bilinmekteydi. Ziyarete gelenler yan taraftaki türbede bulunması gereken kaftanın yerine konması hususunda da çalışma yapmamızı talep ediyorlardı.

Bu konuda maddi anlamda ilk girişimimiz ise Vakfımızın Yönetim Kurulu üyesi Yasin Oğuz’un bir fırsattan istifade dönemin Başbakanına vaziyeti aktarmasıyla başlamıştır. Kendileri bu konu ile ilgileneceğini söylemişler ve bir müddet sonra Başbakanlık Baş Müşaviri Abdulkadir Özkan Beyi bu işle görevlendirmişlerdir.

BELGE 1

Abdulkadir Özkan Bey Kültür Bakanlığına durumu aktarmış, Bakanlıktan durumun uygulanabilirliği ile ilgili bir rapor beklemişlerdir.

BELGE 2 ve 3

Ankara’dan Kültür Bakanlığının ilgili birimi ise İstanbul’da bulunan kendi birimine yani İstanbul İl Kültür Turizm Müdürlüğüne (İstanbul Türbeler Müzeler Müdürlüğüne) yazısını yazmış ve onlardan cevabını istemişlerdir.

 BELGE 4                                                                       

İstanbul’dan gelen rapor Başbakanlığa aktarılmış ve Başbakanlık tarafından da Manisa Vakfına durum bildirilmiştir         

 BELGE 5

Raporda özetle “Kaftanın yerine konulamayacağı” belirtiliyordu. Gerekçeleri izah ediliyordu. Bu nedenle de Başbakanlık Manisa Vakfına durumun düşünülenden farklı olduğunu, kaftanın yerine konulamayacağını tebliğ etmiş oluyordu.

Biz ise kaftanın gelmesi hususunda kesin kararlı olduğumuzu, Hazretin vasiyetinin yerine gelmesi için gereğini yapmak istediğimizi Başbakanlığa aktardık.

Onlar ise “o zaman bu işin nasıl olabileceğini bize anlatınız da uygulayalım” diye bir cevap verdiler.  

Kültür Bakanlığındaki bazı yetki sahiplerinin olumsuz bakışından sonra neler yapabileceğimizi araştırmaya başladık. Hatta kaftanın yerine konulabilmesi için başka resmi kurumların rapor verebilirliğini araştırmaya başladık.

Mesela Kaftanın yaklaşık 1,5 yıl tamiratının yapıldığı Dolmabahçe Sarayından olumlu bir görüş alabilir miyiz diye çabaya girdik. Ancak onlarla yaptığımız yazışmalardan da konunun kendilerinin dışında kaldığını anladık.

BELGE 6

Sonra aklımıza şu geldi. Rehberimiz, Peygamber Efendimiz (sav) in Hırkaları dâhi bize bu konuda örneklik teşkil edecekti. Yaklaşık 1400 yıllık hırkasının son yıllarda Hırka -i Şerif Camiinde nasıl korunmaya, muhafazaya alındığını düşündük.

Camiye giderek oradaki yetkililerden muhafaza ve iklimlendirmenin nasıl yapılabildiğini araştırdık. Sistemi öğrendik ve buradaki uygulamayı yapan Alman firması ile irtibata geçtik ve teklif istedik.

Bu arada konuya yakın dostlarımızdan ikinci bir firma ismi bulmalarını ve yerli bir firmadan da teklif almak istediğimizi söyledik. Bu firma da bulundu. Çizim ve fiyat hazırlıklarını yaparak tekliflerini aldık.

Bu şekilde ön hazırlıklarımızı tamamlayarak Başbakanlıktan randevu talep ettik. Başbakanlık Başmüşaviri Abdulkadir Özkan Bey Ankara’ya davet ettiler. Görüşmemizde kaftanın ısı, ışık, nem ve benzerinden korunabilmesi ve de güvenliğinin sağlanabilmesi adına cam muhafazanın yapılması gerektiğini aktardık.

Çizimleri ve aldığımız maliyet fiyat tekliflerini sunduk.

Abdulkadir Bey de o günkü Kültür Bakanımız Sayın Mahir Ünal Bey ile görüşeceğini ve neticeyi bize bildireceklerini söylediler. Yalnız işin maddi kısmının bir sponsor tarafından veya Manisa Vakfınca karşılanması gerektiğini izah ettiler. Kendilerinin ise izin kısmında yardımcı olacaklarını belirttiler.

Biz de izin kısmı halledildiği takdirde, maddi kısımla ilgili çalışmayı Manisa Vakfının yapacağını söyledik. Akabinde İstanbul’a dönüp Ankara’dan gelecek cevabı beklemeye başladık.

Bu arada, aklımızın bir köşesinde de yaşanılan şöyle bir olay vardı. Yıllar önce camiye gelen birtakım kişiler Yavuz Selim Camii imamının da türbede olduğu bir sırada demişlerdi ki “ Bu Kaftanı alıp Amerika’ya yollasak. Orada hocamız kaftanı öpüp koklasa.”

Bunun üzerine durumun ciddiyetini anlayan ve tedirgin olan caminin o dönemki imamı Bahattin Hoca da Kaftanın tamire ve korunmaya alınması hususunda müracaatta bulunmuştu.

Ayrıca Yavuz Selim Camisinin yıllar süren ve 2011 de biten onarımı sırasında 14 adet el yazması Kur’an-ı Kerim’in kaybolma vakası duyulmuştu. Bu nedenle halifelik kaftanının korunmasının da ne kadar önemli olduğunun bilincindeydik. Bir yandan da Yavuz Sultan Selim Hanın vasiyetinin yerine getirilememesinden dolayı endişe içindeydik.

Nihayet aradan 1,5 ay geçtikten sonra Ankara’ dan haber geldi. Başbakanlık Başmüşaviri Abdülkadir Özkan Bey Kaftanın yerine getirilmesi hususunu Kültür Bakanımızla detaylı bir şekilde görüşmüşler. Bakanımız, Abdulkadir Özkan beyden ilgili birimlerin olumsuz cevap vermiş olduklarını öğrendiğinde “Buna biz karar veririz” cümlesini kullanarak, Kaftanın aslının sandukaya konulması gerektiğini, böylece de vasiyetin yerine getirilmesi görüşünde olduğunu söyleyip gereğinin yapılması talimatını vermişler.  Camekân çizimlerini inceleyip beğenmişler, Manisa Vakfı ile aynı görüşte olduğunu belirtmişlerdir. 

Acil Ankara’ya gelip Kültür Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Ali Şahin Bey ve ekibiyle bir toplantı yapmamız gerektiği söylendi. Ertesi gün Bakanlığa gittik. Ali Şahin Beyin yanında Türbeler Müzeler Genel Müdürü ve Yardımcısı da hazır bulunuyordu. Uzun toplantıdan sonra ilk Ali Şahin Bey ayrıldı. Fakat ne hikmetse sonra Müzeler Genel Müdürü tabiri caizse ayak diretmeye başladı. Yavuz Sultan Selim Hanın böyle bir vasiyetinin olduğunun ispat edilmesi gerektiğini, bunun bir halk efsanesi olabileceğini söylemeye başladılar. Biz de bir halk efsanesi filan olmadığını tam 485 yıl kaftanın sandukanın üzerinde durduğunu izah ettik. Bu sefer de kaftanın izni alınsa bile yüklü maliyeti olduğunu, bunun Kültür Bakanlığınca karşılanamayacağını söylemeye başladılar. Biz de onlara işin parasının bulunması kısmının bize bırakılmasını istediysek de işler terse dönüyordu.

Bunun üzerine biz de Müzeler Genel Müdürüne net konuştuk. Bugün günlerden Çarşamba, Cuma gününe kadar bu işe izin verilip verilmediğinin bize bildirilmesini istiyoruz dedik ve toplantıyı sona erdirdik.

O gece Ankara’da kalacaktık. Akşam vakti telefonumuz çaldı ve arayan Müzeler Genel Müdürü gerekli izni verdiklerini yalnız maddi kısmının Manisa Vakfının girişimleriyle hallolması gerektiğini ifade ettiler.

Ertesi gün TBMM ne gittik. Daha önceleri bürokrat olan ve Manisa Valiliği yapan Kahramanmaraş Milletvekili ve İç İşleri Komisyonu Başkanı Celalettin Güvenç Beye konuyu aktardık. Kendisi de konuyu Kültür Bakanlığı ile bir kez daha paylaştı. Bizim için de Kültür Bakan Yardımcısı Hüseyin Yayman Beyden konuyu yüz yüze anlatmamız için randevu aldılar.

Biz de hemen Bakanlığa geçip Hüseyin Yayman Beye detaylı bir şekilde bilgi verdik. Hüseyin Bey bu işin maddi tarafını halledip halledemeyeceğinizi bize bildiriniz, olmazsa biz de devreye girebiliriz, çünkü ecdadın vasiyeti boynumuzun borcudur dediler.

Bu arada sürece baştan beri onay vermeyen İstanbul Türbeler Müzeler Müdürlüğü Ankara’daki olaylardan anında haberdar oluyordu.

Ankara’dan da Kaftanın yerine konulamayacağına dair resmi yazılar sistemden kaldırılıyordu.

Bu arada da biz internette dolaşan Kaftanın İngiltere’ye götürülüp orada satıldığına dair haberlere de bir anlam veremiyorduk. Bizim açımızdan kaftan bir an önce yerine getirilmeliydi. Ertesi gün Cuma İstanbul’a döndük ve İBB Genel Sekreterliğinden randevu talep ettik. Genel Sekreter Sayın Dr. Hayri Baraçlı Beyle görüştük ve durumu kendisine aktardık, işin maddi kısmının talebinde bulunduk. 3 gün içerisinde olumlu veya olumsuz cevap vereceklerini söylediler. Belediyemiz ecdadın her zaman hizmetindedir diye de ilave ettiler. Ve 3 gün sonra da olumlu cevap bize ulaştı.

Neticede 3. Köprüye Yavuz Sultan Selim Han’ın isminin konulmasını istemeyen zihniyet aynı tepkiyi kaftanın yerine getirilmesine de göstermiş olsa da bunda başarılı olamadı.

Bundan sonra işin uygulama kısmı başlıyordu. Tüm çabamız kaftanın yerine konulması zamanlamasını, 122 yıldır yıkık olan ve yine Vakfımızca 7,5 yıldır yapımı devam edip sona yaklaşılan eşi Ayşe Hafsa Sultan Türbesinin tamamlandığı döneme denk getirmek ve açılışlarını birlikte yapmaktı.

Ecdada hürmet edilmesi ve her ikisinin de Devlet Reisimiz tarafından açılışının yapılması için uğraş vermeliydik. Mesela açılış günü, Validemizin vefat gününe denk gelen 19.03.2016 olabilirdi.

Üstelik türbenin inşası sırasında kızları Şah Sultanın kabri de bulunmuşken.

Eğer bu tarih olmazsa, Yavuz Sultan Selim Köprüsünün açılış gününe denk getirmeliydik.

Ankara’dan Kültür Bakanlığı talep yazılarını yazmaya başlıyorlardı. Bize sordular “Manisa Vakfı üzerinden mi işlemleri yürütelim yoksa direk İBB ye mi yazıları yazalım” dediler. Biz de hangisi hızlı olur dediğimizde “direk İBB ye yazarsak 2, 3 gün içinde prosedür tamamlanır” dediler. Biz de bunu kabul ettik.

Talep yazıları acilen İBB ye ulaştı. İBB den onay hemen alındı ve işe başlandı. Artık bütün amaç 19 Marta işleri yetiştirebilmekti.

Kaftanın muhafaza camları özeldi ve yurt dışından gelmesi beklenecekti. Bunun dışında halledilmesi gereken hususlar vardı. Mesela       ;

  • Kaftanın 30 derecelik bir açıyla sergilenmesi.
  • Katlanmadan düz konulması.
  • Misina ile sarkıtılan ve Sandukanın 5, 10m üzerinde bulunan bir cam yüzey üzerine konulması
  • Üst kısma bir ayna konulup Kaftanın görünürlüğünü arttırmak gibi detaylar

Bunlar için gerekli desteği Topkapı Sarayı Konservasyon Yetkilileri verecekti. Selman Bey ve Ali Osman Bey öncülük yaparken Ankara’dan da Mustafa Bey bu islere emek harcadılar.

Bütün bu teknik konulardan başka bir de türbenin içerisinde bazı düzenlemeler gerekiyordu.

  • Yavuz Selim Türbesinin devasa avizesinin sökülerek taşlarının tek tek elden geçirilmesi ve avizenin 2 metre yukarıya alınması gerekiyordu
  • Elektrik tesisatı problemliydi. Bazen kıvılcımlar bile çıkıyordu. Tesisat yenilenmeliydi
  • Halının değişmesi ve ısıtma levhalarının bakımı gerekmekteydi

Bu arada İstanbul Türbeler Müzeler Müdürlüğü  işlerine müdahale edildiğini düşünerek Manisa Vakfına güyâ yapabildiği kadar yaptırımlarda bulunuyordu.

Hatta bu işte o kadar ileri gidildi ki İl Özel İdaresinden iznimizin olmasına rağmen dönemin idarecileri yan taraftaki türbe inşaat alanına girmemize zorluk çıkardılar.

Neticede her iki işi de yani hem türbe hem kaftanın getirilmesi hızlıca ilerliyordu.

Sayın Cumhurbaşkanımızı açılışa davet için, Yıldız Sarayında bulunan Cumhurbaşkanlığı İstanbul birimi ile iletişim kurduk.

Bir ara Cumhurbaşkanlığımızın haftalık ön programına alınmamız söz konusu olduysa da maalesef ülkede meydana gelen özel durumlardan dolayı programdan çıkartıldık.

Bunu takip eden zamanlarda hem kaftan koruyucu sistemi hem de aynı haziredeki türbe yapımı tamamlandı.

Kültür Bakanlığınca Mercidâbık Zaferinin yıl dönümünde Kaftanın türbeye getirilerek üzerine bir bez örtülmesi suretiyle artık kabrinde saklanması kararı alınmıştı. 24.08.2016 tarihinde Kaftan yerine getirildi ve üzeri beyaz bir bezle örtülerek açılmaya tam olarak hazır hale getirildi.

BELGE 7

Gazetelere çeşitli haber geldikçe ara ara birtakım haberler yapılmaktaydılar. Manisa Vakfı olarak kaftanın yerine getirilme serüveninin kendi sitemizde bu kadar detaylı ve belgelerle yayınlanma sebebi, insanların doğruları ve yaşanan aşamaları bilmesini istememizdir. 

BELGE 8

Bundan sonraki zamanlarda da Sayın Cumhurbaşkanımıza birkaç defa, açılış talebimizi arz ettik.

Sonunda şu nasip oldu ki; 16 Nisan 2017 referandumun ertesi günü Eyüp Sultan Camisinde Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın Beyle görüşme imkânımız oldu. Eyüp Sultandan Fatih Camisine olan gidecek Cumhurbaşkanlığı konvoyu âni bir şekilde Sayın İbrahim Kalın Beyin vesilesiyle Yavuz Selim Camisine geldiler.

Pek çok Bakan ve TBMM Başkanı İsmail Kahraman Beyin de dahil olduğu konvoyun türbeye intikali ile Sayın Cumhurbaşkanımızın önderliğinde açılış gerçekleştirildi.

Kaftanın üzerindeki beyaz örtünün bir ucundan Sayın Cumhurbaşkanımızın, diğer ucundan da Meclis Başkanımızın tutup birlikte kaldırmalarıyla 11 yıldır yerinde olmayan Kaftan nihayet tekrar olması gereken yerde, Yavuz Sultan Selim Hânın vasiyeti gereği kabrinin üzerindeydi.

BELGE 9

Hemen akabinde yapımı bitirilip kapısı kapalı tutulan Ayşe Hafsa Sultan türbesinin 123 yıl sonra açılmasına sıra gelmişti. İlk Fatihâ-i Şerifi Sayın Cumhurbaşkanımız, Sayın Meclis Başkanımız ve Manisa Vakfı Başkanımız birlikte okuyarak açılış gerçekleşti.

Netice olarak Yavuz Sultan Selim Hâna ve ecdada gereken hürmet, saygı gösterilmiş oluyordu.

Şükürler Olsun.

Bütün aşamalarının bilinmesi açısından yaptıklarımızın tarih sıralaması şu şekildedir.

  • 2004 yılında YSS Cami imamı Bahattin Hocanın Kaftanın Korunması ve Tamiri için Kültür Bakanlığına Müracaatı
  • İstanbul Türbeler Müzeler Müdürlüğünün Bakan adına Mustafa İsen’den 26.11.2004 Tarihinde olur alması
  • Bu izne istinaden 11.01.2005 tarihinde Milli Saraylara yazı yazılması
  • 15.03.2005 de Kaftanın türbeden alınarak Dolmabahçe Sarayındaki atölyeye götürülmesi
  • 07.07.2006 da Kaftanın restorasyonunun bitirilmesi ve İstanbul Türbeler Müz. Müdürlüğüne teslim edilmesi
  • 2006-2015 yılları arasında Kaftanın Sultanahmet’te depoda bekletilmesi
  • 2015 yılında Kaftanın yerine konmasıyla ilgili halkın taleplerinin Manisa Vakfına ulaşması
  • 07.10.2015 tarihinde Manisa Vakfının Başbakanlığa müracaatı
  • 10.11.2015 tarihinde Başbakanlık Başmüşavirinin Kültür Bakanlığına yazdığı konu ile ilgili bilgi verilmesine dair yazı
  • 12.11.2015 tarihinde evrakın Kültür Bakanlığına tasnifi için gelmesi ve ardından Kültür Varlıkları Müzeler Genel Müdürlüğüne yollanması
  • 19.11.2015 tarihinde Ankara’dan Genel Müdürlüğün İstanbul İl Kültür Turizme ( Türbeler Müdürlüğüne) görüşünün istenme yazısı
  • 27.11.2015 tarihinde gelen cevaba istinaden Ankara’nın Manisa Vakfı Başkanına hitaben yolladığı yerine getirilmesinin mümkün olmadığına dair yazı
  • Aralık 2015 Başbakanlık Başmüşaviri ve Manisa Vakfı heyeti arasında yapılan toplantı
  • 25.01.2016 tarihinde Manisa Vakfının restorasyonu yapan Dolmabahçe Sarayına müracaatının cevap yazısı
  • 2016 Ocak sonunda Kültür Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı ve ekibi ile Manisa Vakfı yetkilileri arasında yapılan toplantı
  • 2016 Şubat başı Kaftanın yerine getirilmesinin Bakanlıktan onaylanıp, İBB den maddi kısmının karşılanma onayının alınması
  • 2016 Şubat başı Kaftanın muhafaza camekânının yapımının başlaması ve türbenin iç dizaynının yeniden yapılmaya başlanması
  • 2016 Martın ikinci yarısında muhafaza camekânının türbeye yerleştirilmesi
  • 24.08.2016 Kafanın beyaz bir örtü altında sanduka üzerine serilmesi
  • 17.04.2017 (referandumun ertesi günü) Kaftanın Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından halkın ziyaretine açılması, dolayısıyla Yavuz Sultan Selim Hânın vasiyetinin tam anlamıyla yerine gelmesi.